Bir Devrin Romanı Adsız Köşk

  

ADSIZ KÖŞK (Le Grand Meaulnes)

YAZARI: ALAIN-FOURNIER (30 Ekim, 1886 – 22 Eylül 1914) — Fransız romancısı Alain – Foumier Sologne hududu yakınında Chapelle d’AngilIon’da dünyaya gelmiştir. Burası Cher ve Loire nehirleri arasında, eski şato kalıntılarıyla dolu, hoş bir yerdi. Alain Fournier, eserlerinde doğduğu yerden çok bahsetmiştir. Alain, deniz subayı olacaktı, on üç yaşında subay olmak üzere Bresfe gitti, fakat bu meslek onu hiç sarmamıştı. Onyedi yaşında Lagonal lisesine girdi. Lisede kendi­ne iyi bir arkadaş bulmuştu: Jaccjues Riviere. Daha sonra Alavn Fournievn kız kardeşiyle evlenen Jacques Riviere, “Nouvelle Revııe Françabs”i yayınlamıştır. Alain-Foumier, 1905 yazını İngilterede, bir tüccarın yanında çalışarak geçirdi. Bu­rada devrin İngiliz yazarlarının eserlerini inceledi. İlk romanı “Le Grand Meaulnes”,çocukluk maceraları, ve kısmen İngiliz şairi John Keats’in hayatı üzerine kurulmuştur. Bu. eser 1919- de neşredildi, ve pek az ilgi gördü. “Colombe Blanchet’* isimli yarım kalan romanı Paris hayatını anlatan bir eser olacaktı. Alain-Fournier, 1907-09 yıllarında asker oldu. Birinci Dünya Savaşının ilk günlerinde öldü. Cesedi bulunamadı. Birçok dil­lere çevrilen ünlü -eseri Le Grand Meaulnes’dur.

ESER ÜZERİNE: Psikolojik bir aşk macerası hüviyetimi taşıyan eserde olay ondokuzuncu yüzyılda Fransada geçer. Yarı masal, yan gerçek bir hava, içinde roman düş âlemini maddi âlemle pek güzel bağdaştırmıştır. Bir genç adam, hayatı bo­yunca rüya dolu bir âlemde yaşar, fakat düşlerinin gerçekle olan alâkasını farkedince, büyük bir hayal kırıklığına uğrar, çünkü o düş âlemini gerçeğin, kuruluğuna tercih etmektedir. Fournier’in bu esen orijinal yazış tarzı , bakımından beğenil­miştir. İlk çıktığı saman eleştirmecilerden pek ilgi görmemişse de zamanla en ünlü romanlardan biri olmuştur.

KONUSU: M. Seurel, Saint-Agathe okulunun müdürü ve yüksek sınıfların öğretmeniydi. Madame Seurel de aynı okulda küçüklerin öğretmenliğini yapıyordu. Okulda babası, annesi ve kızkardeşi Mille’yle beraber oturan François Seurel, öbür ta­lebelerle beraber okula devam ediyordu. Fakat genç Seurel kalçasmdaki bir ârıza yüzünden kasabalı çocukların oyunları­na hiç katılamıyordu.

François on beş yaşındayken Augustin Meaulnes okula gel­mişti. Onun gelişi Seurel için yeni bir hayatın başlangıcı oldu, çünkü Meaulnes çok geçmeden François’in ailesine ve evine olan bağlılığını azaltmaya başlamıştı. Kalçası da iyileşmeye yüz tutan François, Meaulnes la beraber kasabaya gidiyor, orada uzun müddet kalıyordu. Artık okulun havası değişmiş­ti, genç Seurel’e daha canlı, daha güzel görünmeye başlamış­tı. Meaulnes daima akşamları etrafına kalabalık toplamasını biliyor, onlarla neşeli neşeli konuşuyordu.

Macera bir Noel akşamı Meaulnes’ün tren istasyonuna Seurel’in büyük annesiyle büyük babası M. ve Madame Carpentier’yi karşılamaya gitmesiyle başladı. Büyük anneyle büyük baba geldiği zaman Meaulnes ortadan kaybolmuştu. Üç gün sonra, M. Seurel’in ders verdiği sınıflardan birine gelip sıra­lardan birine oturdu. Hiç kimse o üç gün içinde Meaulnes’ün nereye gittiğini bilmiyordu, kendisi de sorulara hiç bir cevap vermedi. Seurel, bazı geceler, Meaulnes’la beraber yattıkları tavan arasındaki odada, Meaulnes’ün tepeden tırnağa giyinik durumda bir aşağı bir yukarı dolaştığını görüyordu. Meaulnes, bir daha bir yere gidecek olursa Seurel i birlikte götüreceğine söz verdi.

Meaulnes, arkadaşı Seurel’e başından geçenleri en sonun­da anlattı. Çok soğuk bir günde Meaulnes yolunu kaybedince akşam hava kararırken bir kulübeye gelmiş, orada kamını doyurmuştu. Ondan sonra da yatacak bir yer buluncaya ka­dar zar zor dolaşmış, en sonunda bir ambara girip uyuyakal­mıştı. Ertesi gün çok uzun bir yol almıştı, o gece bir köşke gelmişti, burada çocuklar ve yaşlılar neşeli neşeli düğün ha­zırlığı yapıyorlardı. Üşümüş ve yorgun düşmüş olan Meaulnes binanın pencerelerinden birine tırmanıp içeri girdi, orada bulduğu yatağa yattı, geceyi orada geçirdi. Ertesi sabah, çal­gıcılar onu da misafirlerden biri sanarak yemeğe çağırdılar. Meaulnes şenliğin sebebini o zaman öğrendi. Köşkün sahibinin oğlu Frantz de Galais nişanlısını getirecekti, düğün vardı.

Birinci gün Meaulnes öbür misafirlerle beraber dansedip eğlendi. Ertesi gün güzel bir kızla tanıştı, ona âşık oldu. Kız, onun gidişine üzülmekle beraber tekrar köşke dönmesini bek­leyeceğine söz verdi. Meaulnes kızın kim olduğunu araştırın­ca onun Yvonne de Galais yani Frantz’m kızkardeşi olduğunu öğrendi. Frantz köşke nişanlısını almadan dönmüştü, davetliler dağıldı.

Meaulnes üzüntüyle köşkten ayrılan çocuklarla ihtiyarlar grubuna katıldı. Arabada uyuyakalmış, Saint-Agathe dolay­larına kadar gözlerini açmamıştı.

Okula gelen yabancı bir çocuk hikâyeyi doğrulamamış olsaydı, Seurel arkadaşı Meaulnes’ün anlattıklarına inanmıyacaktı. Oyuncu kılığmdaki çocuk Meaulnes’e köşkte gördü­ğü oyuncuları hatırlatmıştı. Meaulnes’ün köşke dönebilmek için yaptığı haritayı oyuncu çaldıktan sonra Meaulnes’la Se­urel onun Frantz de Galais olduğunu öğrendiler. Delikanlı, nişanlısını kaybedince, oyuncu kılığına girerek köşkten kaç­mıştı. Çocuklar, Frantz’a ellerinden gelen yardımı yapacakla­rına söz verdiler. Bir gece Frantz ortadan kayboldu.

En sonunda Meaulnes da Paris’e gitti ve oraya vardıktan sonra Seurel’e topu topu üç mektup gönderdi.

Aradan aylar geçti, Seurel okulu bitirdi, kasabaya akra­balarını ziyarete gitti. Orada esrarlı köşkün pek uzakta olma­dığını öğrendi. Seurel in akrabaları Yvonne’u tanıyorlardı. Frantz’m ortadan kaybolmasıyla köşkte hayatın tadı kalma­mıştı, fakat Yvonne sık sık Seurel’in akrabalarını ziyarete geliyordu. Bir sefer de Seurel oradayken geldi. Delikanlı Me­aulnes’ün günün birinde onu bulacağından emin olduğunu kı­za söyledi. Seurel daha sonra halasından, Frantz’ın nişanlısı­nın, onun gibi bir köylü kızının böyle büyük bir saadete ka­vuşacağına inanmadığı için Frantz’ı terketmiş olduğunu öğ­rendi. Kız Paris’te terzilik yapıyordu. Seurel. Frantz’a elin­den gelen yardımı yapmak vaadinde bulunduğunu hatırladı, ama Meaulnes’ün saadeti başta geliyordu. Meaulnes’ü bulup onu Yvonne de Galais’ye götürecekti.

Seurel Meaulnes’ü bulduğu zaman maceraperest delikanlı bir seyahate çıkmak üzere eşyasını topluyordu. İlk tasarısın­dan hemen vazgeçti ve Yvonne’la evlendiler. Fakat onların hayatlarının esrarengiz bir tarafı vardı, Seurel’in umduğu ka­dar mesut olmalarını engelleyen bir meseleydi bu. Bir gece Frantz kasabanın civarına geldi. Seurel onunla konuştu. Frantz mesut olmadığını söylüyor, Meaulnes’ün verdiği sözü hatırla­tıyordu. Ertesi sabah Meaulnes, yeni bir maceraya atılmak üzere Yvonne’u bırakıp yola gıktı.

Köşk yakınlarında bir ilkokulda öğretmenliğe başlayan Seurel ve Yvonne aylarca Meaulnes’ün dönmesini beklediler. Yvonne gocuğunu doğurduktan sonra öldü. Seurel arkadaşının eski kâğıtlarını defterlerini karıştırırken arkadaşının evlilik­te niçin gerektiği şekilde mesut olamadığını açıklayan bir ha­tıra defteri buldu.

Meaulnes, Paris’teyken Valentine Blondeau adında bir kızla tanışmış, onunla dost olmuştu. Valentine evlenmekten korktuğu için bırakıp kaçtığı eski sevgilisinden söz ederdi sık sık. Kız, Meaulnes’e sevgilisinin mektuplarını gösterince genç adam Valentine’in Frantz de Galais’nin arayıp durduğu ni­şanlı olduğunu öğrenmişti. Meaulnes, öfkeyle kıza onu bıra­kacağını söylemiş, kız da ağlayarak o takdirde bir sokak ka­dını olacağını ona anlatmıştı. Meaulnes, Seurel’in onu buldu­ğu annesinin evine döndükten sonra Valentine’e yaptıkların­dan ötürü pişmanlık duymaya başlamıştı.

Seurel hatıra defterini okuyunca, Meaulnes’ü bulduğu gün, onun da Valentine’i aramaya gitmek üzere olduğunu an­ladı. Genç adamın gene aynı sebeple, Valentine’i bulmak için karısını terkettiğini sezdi.

Yvonne’un kızı sevimli, güzel bir çocuk olmuştu. Seurel sık sık onu sevmeye gidiyordu, fakat çocuk bütün sevgisini ona veremiyordu, bir başkasını bekler gibiydi. Bir akşamüstü, Seurel küçük kızla oyun oynarken bir yabancının onlara yak­laşmakta olduğunu farketti. Adam yaklaşınca Seurel arka­daşı Meaulnes’ü tanımakta gecikmedi. Meaulnes, arkadaşına nihayet Valentine’le Frantz’ı birbirlerine kavuşturduğunu an­lattı. Karısının ölümü haberi üzerine gözlerinden yaşlar boşa­nan Meaulnes, küçük kızını sevgiyle kucakladı.

Seurel babayla kızın oyan oynayışlarını seyrederken, Me­aulnes’ün bir gece yarısı ansızın kalkıp kızını bir battaniyeye sardığını, kucaklayıp sessizce yeni bir maceraya doğru uzak­laştığını görür gibi oldu.,

NOT: Bu eseri Adsız Köşk adiyle Nurullah Ataç çevirmiş, Ahmet Haut Kitabevi yayınlamıştı.

 

Benzer Konular:

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir