Kadın Hakları ve Jane Eyre

  

Charlotte Bronte, Jane Eyre kitabı ile kadın haklarına farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. İrlandalı bir din adamının kışı olan Gharlotte Bronte, Thornton’da dünyaya yeldi. Altı yaşındayken annesini kaybetti. Bronte kardeşlerin bundan sonraki hayatları sefalet­le sürekli bir mücadele halini aldı. Aile, Yorkshire yeşilliklerin­de Haworth kasabasına taşınmıştı. Babaları kendini tamamen dine vermiş, başka hiç bir şeyle ilgilenmez olmuştu. Charlotte yedi yaşında Corvan’ın “Bridge” okuluna gönderildi. Fakat sıhhatinin bozukluğu yüzünden eve dönmek zorunda kaldı. 1831’de Roehead’ de başka bir okula gitti. Fakirlik Charlotte’u ve öbür kız kardeşleri Emaly ve Anne’i çalışmaya mecbur bırakmıştı. Dadılık yapmaya başladılar, fakat üçü de bu işi sevmemişti. Öğretmen­liğin hem daha rahat, ‘hem daha kârlı olduğunu düşünerek okullarda iş aradılar. Gharlotte ve Emily iki yıl Brüksel’de ça­lıştılar. 1836’da üç kız kardeş ortak bir şiir kitabı yayınladılar, o zamanlar kadın adları edebiyat âleminde pek rağbet görmediği için Currer, Ellis ve Acton Bell kardeşler adıyla yazıyorlardı. Şiir kitabı, edebiyat âleminde bir tepki yaratmadı. Bunun üzeri­ne Gharlotte roman yazmaya başladı. “Profesör” adlı romanını tabiler, ilgi çekici bir yanı yok diye basmak istemediler. O da “Jane Eyre”i yazmaya başladı. Bu roman beğenildi. “Profesör” de Jane Eyre romanının yazarı tarafından kaleme alınmış olduğu için bundan sonra ilgi gördü. 1838 yılında Charlotte, “Shirley” ve iki yıl sonra “Vilette”i yazdı. 1853’te babasının yardım­cısı Arthur Nicholls’la evlendi. Charlotte tam, uzun bir ıstırap devresinden kurtulup saadete eriştiği sırada öldü. Yazmakta olduğu “Emma” adlı romanı da yarım kaldı.

ESER HAKKINDA: Romanlarda alışıla gelmiş “güzel kahraman” fikrine Charlotte Bronte meydan okumuştu. Jane Eyre güzel bir kız değildir, fakir ve basit bir ailenin kızıdır. İngiliz romanında o güne kadar güzel olmayan bir kızın roman­tik hayat sürmesi görülmüş şey değildi. Fransa’da Balzac aynı fikri bir başka yönden ele almıştı, fakat Charlotte Bronte’nin Balzac’ı okumuş olması çok şüphelidir. Jane Eyre’in çabucak şöhret kazanması, orta tabaka kadınlarının kendilerini pek ya. km buldukları roman kahramanının, eserin sonunda umulma­dık derecede büyük bir saadete kavuşmasından doğmuştur. Eserin biraz fazla melodrama kaçması ve romanın kuruluşu­nun hatalı oluşu aleyhte bir not sayılır. Fakat bugüne kadar şöhretini muhafaza etmesi, her dile çevrilmesi eserin bu ku­surlarının pek önemsenmediğini gösterir. Charlotte Bronte, bu romanına kendi hayatından pek çok parçalar katmıştır. Şiirli bir dille yazılan eser İngiliz edebiyatına bir yenilik getirmiş sayılır.

Eserin KONUSU: Jane Eyre, öksüz bir kızdı., Annesi da babası da Jane daha küçük bir bebekken ölmüşler, küçük kız yengesi Mrs. Reed’in yanma gönderilmişti. Mrs. Reed’in ölmüş olan ko­cası Jane Eyre’nin annesinin erkek kardeşiydi. Dayı, ölüm dö­şeğinde, öksüz yeğenini karısına emanet etmiş, onu , kendi ço­cuklarından ayırt etmemesini istemişti. Mrs. Reed’in evi Gateshead Hail de Jane on sene hakaret ve ihmal içinde yaşadı. Bir gün kuzenlerinden biri onu yere düşürdü, kızcağız kendini savunmaya çalışınca Mrs. Reed de , onu ceza olsun diye koca­sının öldüğü karanlık odaya kapadı. Jane burada kendini kay­betti. Daha sonra bu olay kızın tehlikeli bir hastalığa tutul­masına sebep oldu. Evin müşfik dadısı Bessie Leaven’in bakı­mı sayesinde yavaş yavaş hastalıktan .kurtuldu.

Mrs. Reed, kızı artık daha fazla evinde tutmak istemedi­ğinden onu Lowood okuluna yerleştirmek için gerekli hazır­lıklara girişti. Jane, bir sabah erkenden kimseyle vedalaşmaya zaman bulamadan Gateshead Hall’den ayrıldı. Eski bavulu yanında olduğu halde arabayla elli millik yolu katedip Lowood okuluna geldi.               ,

Lowood’da Jane iyi bir öğrenci olmuştu. Öğretmenleri onu seviyordu. Hele Miss Temple, kızın yengesinin anlattığı kötü şeylerin hiç birine inanmamıştı. Janenin okulda okuduğu sı­ralarda salgın bir hastalık öğrenciler arasında pek çok ölüme sebep oldu. Bundan sonra okulda teftiş yapıldı ve okulun daha düzeltilmesi gerektiği kanaatine varıldı. Jane okulu bitirdikten sonra aynı okulda öğretmenlik yapmaya başladı. Lowood’daki yeknesak hayattan bıkınca mürebbiyelik yapmak için ilan verdi.

Yeni mürebbiyenin Thorniield’de bir tek öğrencisi vardı. Thomfield’in sahibi Mr. Edward Rochester’in kızı Adele Varens. Jane, Mrs. Fairfax’ten evin beyinin sok yolculuk ettiğini ve Thornfield e pek seyrek uğradığını öğrendi. Jane, sakin köy hayatından pek hoşlanmıştı. Güzel bina, bahçeleri, dopdolu kitaplık ve kendisine ayrılan , rahat oda kızı mesut etmeye yetiyordu.

Jane, Mr. Rochester’le ilk defa,bahçede bir yürüyüş sıra­sında onun attan düştüğünü görüp yardımına koşunca tanıştı. Patronu garip tavırlı, sert görünüşlü her dakika değişebilen bir insan olarak gördü. Adam, Adele’le olan çalışmaları hak­kında sorular sordu, kızın annesinin bir Fransız dansözü ol­duğunu ve günün birinde kızıyla Mr. Rochester’i bırakıp kaç­tığım anlattı. Jane, , sadece bu olayın Mr. Rochester’in garip tavırlarına sebeb olamayacağım sezmişti.

Thorfield de tuhaf şeyler oluyordu .Bir gece Jane acayip sesler duyarak, telâş içinde yatağından kalktı, Mr. Rochester’in odasının kapısı açıktı, yatağı yanıyordu. Genç kız, ev halkını uyandırmaya kalkınca Mr. Rochester ona susmasını, olanları unutmasını söyledi. Jane, Thomfield’in esrarengiz bir insan bulunduğunu öğrenmişti. Binanın üçüncü katında kalan za man zaman deliler gibi gülen acayip bir kadındı bu. Jane, . bu kadının Mr. Rochester’in hizmetçilerinden Grace Poole oldu­ğunu tahmin etmişti.

Mr. Rochester sık sık partiler tertibliyor ve bu partilerde Lady Ingram’ın kızı Blanche Ingram a olan ilgisini gizlemi­yordu. ,Bir gün Thornfield sakinleri, Mr. Rochester’in eve kalabalık bir topluluk getireceğini öğrendiler. Misafirler arasın­da Miss Ingram da vardı. Evde misafirler şerefine verilen par. ti sırasında Mr. Rochester, Jane’i salona çağırdı, misafirler ona pek kaba davrandılar. Jane, içinden, patronuna bir ilgi duydu­ğunu kendi kendine itiraf etmişti, fakat kızcağız Rochester’in sadece Blanche Ingram’la ilgilendiğinden emindi. Bir akşam Mr. Rochester evde yokken misafirler iskambil oynadılar Oyu­nun sonunda çingene bir,«falcı herkesin elinin falına bakmak istediğini söyleyerek salona girdi. Jane kendi falına baktırır ken esrarengiz falcının Mr. Rochester’den başkası olmadığını farketti

Misafirler henüz Thornfield’deyken Mason adında bir yabancı Mr. Rochester’le bir iş mevzuunda konuşmak üzere Thornfield’e geldi. O gece Mr. Mason, üçüncü katın esraren­giz sakini tarafından yaralandı. Yaralı adam, sabah olmadan binadan uzaklaştırılmıştı.

Bir gün Bessie Leaven Jane’e geldi, ölüm döşeğinde olan yengesinin son bir defa onunla görüşmek istediğini söyledi. Jane, yengesinin evine döndü. Ölmek üzere olan kadın üç yıl öncesinin tarihini taşıyan bir mektup verdi. Bu, kızın amcası Jonh Eyre tarafından gönderilmiş bir mektuptu. Yeğeninin kendisine gönderilmesini istiyor, onu evlât edineceğini bildiri­yordu. Mrs. Reed, amcaya Jane’in Lowood’daki salgın sıra­sında öldüğünü bildirdiğini itiraf etti. İşlemiş olduğu bu günah onu son günlerinde rahatsız etmişti.

Jane, artık kendi evi saydığı Thornfield’e döndü. Bir gece, bahçede dolaşırlarken Rochester kıza evlenme teklifinde bu­lundu. Jane de kabul etti. Kasabanın kilisesinde pek sade bir törenle evlenmeyi kararlaştırdılar. Genç kız Madeira’daki am­casına da mektup yazıp yengesinin marifetini ve kendisinin de Mr. Rochesterle evlenmek üzere olduğunu anlattı.

Düğün tarihinden kısa bir zaman önce Jane’nin başından garip bir olay geçti. Bir gece uykusundan uyanınca odasında yabancı bir kadınla karşılaştı. Yabancı Jane’nin gelinlik duvağına sarıldı, kumaşı hırsla ikiye böldü. Mr. Rochester Jane’i rü­ya gördüğüne inandırmaya uğraştı ama boşuna, Jane, odasında yırtılan duvağın parçalarını bulmuştu. Kilisede nikâh kıyılırken bir yabancı bu evlenmeye itirazı olduğunu söyleyerek tö­reni durdurdu. Mr. Mason tarafından imzalanmış bir belge var­dı elinde. Belgede, Edward Rochester’in Mr. Mason’un kız kardeşi Bertha Mason’Ia on beş yıl önce bir İspanyol kasabasında evlendikleri yazılıydı. Mr. Rochester vesikada yazılı olanların doğruluğunu kabul etti, kilisedeki vazifelileri Thonrfield’in üçüncü katma götürdü. Orada Grace Poole’la Bertha Rochester’i gördüler. Mrs. Rochester, Jane’in gece odasına giren kadındı. Deli olduğu her halinden belliydi.

Jane, Thornfield den hemen uzaklaşması gerektiğini dü­şündü. Mr. Rochester’e kararını söyleyip ertesi sabah evden uzaklaştı. Parasının hepsini araba ücreti olarak vermişti. İki gün sonra kuzeyde bir kasabada yapayalnız, beş parasız kaldı. Aç kalmıştı, yiyecek için dilenmeye başladı. En sonunda papaz St. John Rivers ve kızkardeşleri Mary ile Diana onu alıp ev­lerine götürdüler, karnını doyurup sıhhatini, yeniden kazan­masına yardım ettiler. Jane, kim olduğunu saklamıştı. Rivers ona bir kız okulunda öğretmenlik buldu

Avukatından Jane Eyre’e yirmi bin poundluk bir serveti miras bırakıldığınıı öğrendi. Jane, esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolduğu için avukat, ikinci derece­de akraba olan St. John Rivers vasıtasıyla Jane’in izini bul maya çalışıyordu. Jane’in kim olduğu Lowood okuluna gittiğinin bilinmesi sayesinde meydana çıktı, genç kız, John’la kız kardeşlerinin gerçek akrabaları olduğunu da hayretle öğrendi. O zaman mirası kuzenleriyle paylaşmakta ısrar etti

St. John misyoner olarak Hindistan’a gitmeye karar verdiği zaman Jane’yi de yanında karısı olarak götürmeyi teklif etti Ona aşık olmadığını St. John itiraf ediyordu, kıza hayrandı, ona büyük yardımı dokunacağım biliyordu. Jane kuzeni­ne karşı minnet ve şükran hisleri besliyordu ama teklifine he men cevap veremedi.

Bir gece, St. John, Jane’in son kararını beklerken genç kız rüyasında Mr. Rochester’in onu çağırdığım gördü Ertesi gün de arabayla Thornfield’e’döndü. Oraya vardığı zaman köş­kün bir yangın enkazı haline geldiğini gördü. Komşular fırtı­nalı bir gece deli kadının yangın çıkardığını ve Rochester onu yangın arasında kalarak yandığını anladı

Yangın esnasında gözleri kör olan Mr. Rochester, birkaç mil ötede ıssız Temden çiftliğinde oturuyordu. Jane Eyre ora ya koştu, hemen oracıkta evlendiler. Her ikisi için de daha gü­zel bir sürpriz vardı, iki yıl sonra Mr. Rochester’in bir gözü açıldı, böylece ilk çocuğunu kucağına verdikleri zaman yavrusunu doya doya görmek saadetine erişti.

Benzer Konular:

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir