Karine Nedir?

  

Karine, hukukta, bilinenden bilinmeyenin varlığının çıkarılması. Karine kavramı, ço­ğunlukla yargılamada, hakların aranması ve korunmasında ispat yüküne ve bu yükün dağılımına ilişkin olarak kullanılır. Genel­likle fiili (maddi) ve yasal (kanuni) karine biçiminde ikiye ayrılır.

Fiili karine, yargıcın, bir hukuk kuralıyla bağlı olmaksızın, insanlar ve yaşam konu­sundaki deneyimlerinden yararlanarak, bel­li olmayan olgu hakkında sonuç çıkarmasını ifade eder. Fiili karineler ispat yükünü etkilemez, başka deyişle ispat yükü bakı­mından bir istisnaya yer vermez. Bu bakım­dan ancak ilgili bulundukları konuda yargı­ca kanaat verecek derecede güçlü olan fiili karineler delil sayılır. Bunun ötesinde doğal ve beşeri olayların etkilerinden dayanak bulan tarafın, buna ilişkin sonuçları da ispat etmesi gerekir.

Yasal karineler yasa hükmüyle açıkça öngörülmüştür. Bu tür karinelerde genellik­le bir hakkın varlığı ya da yokluğu varsayı­lır. Söz konusu hususun tersi ispatlanmadıkça delil sayılan yasal karine, iddiayı ispatla­ma yükünü ortadan kaldırır. Yasal karineyi, yasal varsayımla karıştırmamak gerekir. Büyük benzerlikler taşıyan bu iki kavram arasında önemli farklar da vardır. Yasal karinenin tersi ispatlanabilir; yasal varsa­yımda ise varlığı kabul olunan husus kesin sayılır.

Yasal karinelerde, olgu karineleri ve hak karineleri biçiminde ikili bir ayrıma gidilir. Olgu karineleri belli bir hukuksal sonucun doğması için varlığı gerekli olumlu ya da olumsuz olgunun, bu hukuksal sonuçla ilgisi olmayan başka bir olgudan çıkarılmasına olanak verir. Örneğin, miras bırakanın ölümü anında terekenin borca batık oldu­ğunun resmen saptanması durumunda mira­sın reddedilmiş sayılması, alacağın devrin­de, gecikmiş faizlerin de ana alacakla birlik­te devredilmiş sayılması, hangisinin önce ya da sonra öldüğünü saptamanın mümkün olmadığı durumlarda ölenlerin birlikte öl­müş sayılması (birlikte ölüm karinesi).

Hak karineleri ise, bir hakkın ya da hukuksal ilişkinin var olup olmadığı konu­sunda bir sonuca varılmasını sağlar. Örne­ğin zilyetliğin mülkiyet hakkına karine sayıl­ması, evlilik sırasında ya da evliliğin sona ermesinden başlayarak 300 gün içinde do­ğan çocuğun “evlilik içi” sayılması, duvar, çit, parmaklık gibi iki taşınmazı birbirinden ayıran nesneler üzerinde her iki komşunun müşterek malik olduğunun varsayılması.

Yasal karinelerin bir bölümü çürütülebilir. Örneğin ölenlerden birinin daha önce öldü­ğü kanıtlandığında, birlikte ölüm karinesi değer ve etkisini yitirir. Bazı karinelerin çürütülebilmesi ise olanaksızdır (kesin kari­ne). Örneğin, evlilik dışı çocuk için açılan babalık davasında, ananın gebe kaldığı sırada “iffetsiz bir hayat yaşadığı” anlaşılır­sa dava reddedilir.

Benzer Konular:

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir