Paul Bourget Mürit Kitabı Analizi

  

Fransız roman ve yazarı Bourget, Amiens’de dünyaya geldi. Bir matematik öğretmeninin oğludur. Babasının bilimsel gö­rüşlerine inanmış, aslen Alman olan annesinden şiir ve edebi­yat sevgisini almıştı. İlk i okuduğu ciddî eser, Shakespeare’in fransızcaya çevrilmiş piyesleri oldu. 1867’de Balzac’ın “Goriot Baba” sını okuduktan sonra onun yolundan gitmeye karar verdi. Öğretmen olarak yetişmek istemediği için babası tahsil masraflarını kısmıştı. Genç adam, Paris’te hocalık yaparak ge­çinmeye çalıştı. Arkadaşlarının çoğu devrin genç şair­leriydi. Onların etkisi altında kalarak yazdığı ilk şiirleri 187 5’t e yayınladı. Üç yıl sonra manzum romanı “EdeV çıktı. Eleştir­meciler bu romanı övdüler. Bunun üzerine “Revue Des Deux Mondes” Bourget’den genç şairler hakkında bir yazı yazma­sını istedi. Bourget, 27 yaşından itibaren devamlı makale yaz­dı, 1880’de artık her yazısı kapışılıyordu. Bourget, yavaş yavaş şiirden vazgeçip eleştirmeciliğe yöneliyordu. Baudelaire, Flaubert Renan ve Stendhal hakkındaki ünlü yazılarını bu sıra­larda yazdı. 1883 mayısında ilk romanı “L’Irreparable” yazdı. BU, daha çok uzun hikâye sayılırdı. 1902 yılında “L’Etape” ro­manını yazdıktan sonra piyes denemelerine girişti ve başarı kazandı. 1927’den sonra roman yazmaya devam etti. 1895’te Fransız Akademisine seçildi. Legion d’flonneur nişanını aldı. 1930’da da Orisis armağanını aldı. Sıhhatinin bozukluğu yüzünden belki de en güzel eseri olacak “Croire” t bitiremedi. 83 yaşında zatürreden öldü. Dostu Mauppasant’ın yanına gömül­dü.

Mürit Kitabı Hakkında Bilgi: İlk defa 1889’da yayınlanan eserde olay ondokuzuncu yüzyıl sonlarında Fransa’da geçer. Roman, yaza­rının ruhiyatçılıktan ahlâkçılığa dönüşünü göstermesi bakımın­dan da önem taşımaktadır. Fransa’nın kültür ve ahlâk tari­hinde mühim bir yer. tutar. Eser yayınlandığı zaman heyecan uyandırmış, bir çok tartışmalara sebep olmuştur, en ünlü tar­tışma Anatole France ile Brunettere arasında geçenidir. Bour- get, bu romanında heyecanlı bir cinayet hikâyesini psikolojik analizle birleştirmiş, ortaya çok orijinal bir eser çıkarmıştır. Bourget, bu romanıyla Fransız edebiyatını daha alışılmış olan din ve ahlâk ilkelerinin savunulmasına yöneltmeye çalışmış­tır. Roman, Bourget’in meslek hayatında bir dönüm noktası olmuştur.

KONUSU: Adrien Sixte pek garip bir tarzda yetişti. Çok çalışan babası, oğlunun iyi bir meslek sahibi olmasını istiyor­du, fakat çocuk ilk zamanlar okumaya karşı istidat göstermek­le beraber Üniversite öğrenimi yapmadı. Büyükleri, Adrien in bu hareketine göz yumdular. 1868’te Adrien Sixte, “Tanrı Psi­kolojisi” adlı bir eser yayınladı. Adrien, memleketin en çok söz edilen filozofu olmuştu. Birinci kitabından sonra ‘Arzunun Anatomisi” ve “İhtiraslar Teorisi” yayınlandı.

Adrien annesiyle babasının ölümünden kısa bir zaman son­ra Paris’te düzenli bir hayat kurdu. O kadar programlı hare­ket ediyordu ki oralarda oturanlar saatlerini onun eve geliş ve gidiş saatlerine göre ayarlayabilirlerdi. Her gün yirmi dört saatin sekiz saatini çalışmakla geçiriyordu her gün iki saat yürüyordu, haftada bir gün öğleden sonraları öğrencilerin, bil­ginlerin ziyaretlerini kabul ediyordu, haftada bir gün de ken­disi meslektaşlarını ziyarete gidiyordu. Sabırlı ve dikkatli ça­lışma sonucunda, her etkinin bir sebebten doğduğu ve sebebler bilindiğine göre sonuçların da önceden tahmin edilebileceği teorisini kurmuştu. Bu teoriyi insanların bütün hal ve şart­larına uydurabiliyordu.

Bir gün komşuları Adrien’in hiç beklenmedik bir saatte telâşla evinden çıktığını görerek şaşırdılar. Filozof öğrencile­rinden biri olan Robert Greslau’yla ilgili bir mesele için mahkemeye gitmek zorundaydı. Ayrıca Robert’in annesi de Adrien’e bir mektup göndererek çok mühim bir meseleyi konuşmak için o gün saat dörtte evine geleceğini bildirmişti.

Mağrur yargıç Adrten’in gazeteleri hiç okumadığını öğre­nince çok şaşırmıştı. Ünlü filozof, Robert Greslou’nun Charlotte de Jussat’yı öldürmekten sanık olarak hapse atıldığını bil­miyordu. Çok geçmeden Adrien, şüphenin tamamen olaylara dayanılarak sonuca bağlandığını, Robert’in suçlu veya suçsuz olduğunun ispatının da tamamiyle psikolojik sebeblere daya­nacağını anlamıştı, Adrien, nasıl bir kimyager suyu analiz edip hidrojen ve oksijen buluyorsa ve gene bu elemanlarla su elde edebiliyorsa aynı şekilde ruhî bir sonucun sebeblere ayrılması gibi, aynı sebepler toplanıp önceden sonucu bulmanın kabil ola­bileceğini hakime anlattı. Yalnız bunun uygulanmasının müm­kün olup olamayacağını sordu ve müsbet cevap aldı.

Adrien eve döndüğü zaman Robert’in annesi onu bekliyor­du. Kadın oğlunun masum olduğunu ileri sürdü, ve Adrien’e oğlunu kurtarması için yalvardı. Adrien, Robert’in felsefeye meraklı bir öğrenci olduğunu hatırlıyordu, fakat karakteri hak­kında hiç bir fikri yoktu. Anne, yardım etmesi için Adrien’e çok yalvardı, oğlunun hapiste yazdığı bir yazıyı verdi. Yazının birinci sayfasına bir not iliştirilmişti. Eğer Adrien, yazıları okumaya kalkarsa, Robert’i kurtarmaya çalışmak sevdasından vazgeçmeliydi; durum ümitsizse, kâğıtları derhal yakması icap ediyordu. Adrien kâğıtları aldı, okudu. Robert’in yetişmesi, çalışmaları ve Jussat’larm evindeki tecrübelerinin hikâyesiydi bu.

Robert, zeki bir çocuktu. Okulda çok başarı göstermişti ilk çalışmalarında psikolojiye istidadı olduğunu belli etmişti. Zamanının çoğunu çalışmakla geçiriyordu ama cinsi arzuları da artmaya başlamıştı. Clermont’da büyüdüğü için, Parislilerin zerafeti onda yoktu, bu sebebten Üniversite giriş imtiha­nını kaybetti. İkinci imtihan devresini beklerken Lucien de Jussat’ya hocalık etmeyi kabul etti. Jussat ların evinde ilgi çe­kici insanlar tanımıştı. Öğrencisi Lucien on üç yaşında, şişman, basit bir çocuktu. Büyük kardeşi Andre subaydı, avlanmaya, ata binmeye meraklıydı.

Baba can sıkıcı, titiz bir adamdı. Fakat Charlotte, evin kı­zı, on dokuz yaşında güzel bir kızdı.

Robert çok geçmeden Charlotte’u baştan çıkarmak için ça­lışmaya başladı. Böyle bir işe girişmesinin üç sebebi vardı: Bi­rincisi, zengin aileden bir çeşit öç almak arzusundaydı. İkincisi günden güne artan cinsel arzuları» tasarıyı çekici bir hale ge­tirmişti. Üçüncü ve en önemli sebeb de teorisini denemek is­temesiydi. Aşkı ve cinsel arzuları yaratan sebepleri bulursa, sebepleri bir araya getirip arzu yaratabilirdi. Robert, deneyler ve sonuçlar hakkında uzun açıklamalara girişmişti.

Acımanın aşka pek yakın bir his olduğunu biliyordu. Zamanla, acıklı geçmişini anlata anlata Charlotte’u kendine acındırdı. Sonra kızda romantik duyguları körükleyip sevişme arzusu uyandıracak cinsten romanlar seçip okusun diye ona ver­di. ‘Fakat Robert fazla aceleciydi. İşler kıvamına girmeden Charlotte’a bir takım tekliflerde bulunarak onu korkuttu, Pa­ris’e kaçmasına sebep oldu. Robert’in amacına erişemiyeceğine inandığı bir sırada Lucien’in hastalığı Charlotte’nin Paris’­ten dönmesini sağladı. Robert kıza bir pusula yazıp gece yarısı onu odasında bekleyeceğini, gelmeyecek olursa intihar edece­ğini bildirdi. Genç adam odasında zehir hazırlayıp bekledi. Charlotte odaya geldiği zaman ona zehiri gösterdi, bir intihar paktı imzalamalarını teklif etti. Charlotte ilkin kendisi ölmek şartıyla buna razı oldu. Geceyi beraber geçirdiler. Robert, de­neyini başarıyla sonuçlandırmıştı.

Robert, Charlotte’u biraz da sevdiğini anlayarak paktı boz­maya kalktı. Ertesi gün kız, Robert onun intiharına engel ol­maya kalktığı takdirde ağabeysini çağırıp meseleyi anlatacağı­nı söyleyerek delikanlıyı tehdide kalkıştı, çünkü genç kız Ro­bert’in notlarını okumuş, sadece bir deney aracı olduğunu öğ­renmişti. Kardeşi Andre’ye bir mektup yazdıktan sonra Ro­bert’in hazırladığı zehirle intihar etti. Kısa bir zaman sonra Robert cinayet şüphesiyle tevkif edildi.

Adrien Sixte, notların sonuna geldiği zaman müridinin ha­reketlerinden biraz da kendisinin sorumlu olduğunu hissetme­ye başlamıştı. Robert’in arzusu hilafına Andre’ye bir mektup yazıp,’kız kardeşinin mektubunu saklamak suretiyle Robert’in mahkûm olmasına göz yumup yummayacağını sordu. Andre, doğruyu açıklamayı kabul etti, acıklı bir mahkeme sahnesinden sonra Robert serbest bırakıldı,

Mahkemeden hemen sonra Andre, Robert’i aramaya gitti. Robert, Charlotte’un zehiriyle intihar etmeye zaten hazır ol­duğundan Andre’yle buluşmayı hemen kabul etti. Yolda beraber yürürlerken, Andr silâhım çekti, ve Robert’i başından vurdu. Robert’in annesiyle Adrien tabutun başında ağlaştılar. Adrien, müridinin sonunu kendi öğrettiklerinin hazırladığını ve bu faciadan kendisinin sorumlu olduğunu düşünerek üzülüyor­du,

Benzer Konular:

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir